Bu Blogu Takip Et

Sayfalar

Translate

15 Nisan 2010 Perşembe

Yeşil Tenli Çocuklar

Çılgın bir rüzgârla Dünya'ya düştüler.

Yeşil Tenli Çocuklar

Geçen yüzyıllarda İspanya'da ve İngiltere'de, garip bir şekilde ortaya çıkan, tüm vücuttan yeşil renkte olan çocuklardan söz ediliyordu. Acaba bu olaylar gerçek mi, yoksa ortaçağın batıl inançlarından kaynaklanan bir safsata mı?

1887 YILININ AĞUSTOS ayında bir gün, İspanya'nın Banjos köyü yakınlarındaki tar*lada çalışan iki köylü, birden ilerideki bir mağaradan çıkan iki çocukla karşılaştılar. Köylüler şaşkınlık içerisindeydiler. Çünkü, biri erkek biri kız olan çocukların tenleri yem*yeşildi. Üzerlerindeki elbiselerin kumaşları ise hiç bilinmeyen türden, garip bir kumaştı. En az köylüler kadar, yeşil çocuklar da şaşırdılar.

Tenleri yeşildi
Sonraki beş gün boyunca, çekik gözlü, yüz çizgileri biraz zencileri hatırlatan yeşil çocuk*lar, önlerine konulan tüm yiyecekleri reddetti*ler. En sonunda taze fasulye yemeye razı oldular. Kısa bir zaman sonra erkek çocuk halsizlikten, belki de bakımsızlıktan öldü.
Kız çocuk ise yörenin yargıcı Ricardo da Calno'ya teslim edildi. Yargıç Calno, hura*felere pek inanmayan, gerçekçi bir insandı. Bu bakımdan kızın "yüzündeki boyayı" silebil-mek için çok uğraştı. Tabii, çabaları boşu-naydı... Bir sonuca yaramayınca da, kızın gerçekten de yeşil bir tene sahip olduğunu -zor da olsa- kabul etmek zorunda kaldı.
Aradan beş yıl geçti. Kız yeni yaşantısına alışmaya başlamıştı. Bu arada İspanyolcayı da öğrenmişti. Hatta tenindeki yeşillik de kaybol*mak üzereydi. Fakat o sıralarda oluverdi.


Güneşsiz bir ülke
Yeşil kız, geldikleri ülkeyle ilgili olarak garip bir öykü anlatıyordu. Onun ifadelerine göre. Güneş'i tanımayan bir yerde oturuyorlardı. Kendi ülkelerinin karşısında bir geniş nehir görünüyordu. Bu nehrin ötesinde de Güneş'le aydınlanan bir başka ülke vardı. Günün birinde korkunç bir fırtına kopmuş, çılgın bir rüzgâr onu ve küçük kardeşini kapıp, bir mağaranın ortasına atmıştı. Bir süre el ele yürümüşler, böylece Banjoslu köylülerin hasatla uğraşüklan o tarlaya varmışlardı.


Bir 14. yüzyıl İngiliz şiiri dan Slr Gavvalne ve Yeşil Şövalyeden bir sahne: Esrarengiz Yeşil Şövalye, ölümle karşılaşıyor. Şövalyenin yeşil rengi ona büyülü bir güç veriyordu. Bazı kişiler Yeşil Şövalye şiiri ile yeşli çocuklar arasında İlişki olduğunu savunuyorlar.


Doğruluğuna inanıyor
O günü hatırlayanlardan hâlâ yaşayanların olduğu söyleniyor. Bu kişiler, bu olayın canlı tanıklarıdırlar. Barcelona'dan bu olayı incele*mek için gelen bir din adamı, sonradan şunları yazdı:
"Dinlediklerime öylesine yürekten inandım ki, nedenini anlayamadığım ve akıl gücüyle bir açıklamada bulunmaya kalkışmadığım halde yeşil çocuklar olayının doğruluğunu kabul etmek zorundayım."

İngiltere'de de benzeri anlatılıyor
İspanya'daki yeşil çocuklar olayı ile çok benzer özellikler taşıyan bir diğer yeşil çocuklar olayından daha söz ediliyor. Ortaçağda yaşa*mış İngiliz simyacı Guillaume de Nevvburgh, bir eserinde şöyle yazıyor:


"Vulfputes denilen yörede hasat toplayan köylüler, biri kız, diğeri erkek, tenleri yeşilimsi, elbiseleri ise bilinmeyen bir maddeden yapılmış iki çocukla karşılaştılar. Çocuklar önceleri hiç*bir yiyeceğe yaklaşmadılar. Sonra biraz ötede gördükleri baklalardan yediler.
Geldikleri yer sorulunca, Aziz Martin'in ülkesinden geldiklerini söylediler. Bir yeraltı geçidinden geçtiklerini, bir ses tarafından çağ*rıldıklarını, ülkelerinde Güneş'in parlamadı-ğını, oysa her yerin aydınlık olduğunu anlatıyorlardı."

Başka bir dünyadan mı?
Araştırmacı yazar Harold T. VVilkins, Flying Saucers Uncensored (Sansüre Uğramamış Uçandaireler) adlı kitabında konuya ilişkin olarak şunları yazıyor:

"12. yüzyılda yaşamış olan keşiş Tilburyli Gervase, İngiltere'nin Suffolk yöresindeki bazı mağaralardan ya da çukurlardan ortaya çıkan yeşil çocuklardan söz eder. Söz konusu çocuklar öylesine tuhaf koşullar altında ortaya çıkmışlar*dır ki, insan bunların uzaydaki herhangi bir dün*yadan ya da dünyada yer alan herhangi bir yeraltı âleminden ışınlandıkları sonucuna vara*bilir. Aynı öyküye üç manastır tarihçisinin kayıtlarında da rastlanır. Bunlar, Newburghlu VVilliam, Walsingham ve Giraidus Cambrensis' tir."

Manastınn yakınında
Harold T. Wilkins söz konusu kitabında yeşil çocuklarla ilgili olarak şunları söylüyor: "İngiltere'de aziz kral ve şehit Edmund'un manastırında altı-yedi kilometre ötede bir köy vardır. Bu köyün yakınında, adına îngilizcede 'Wolfpittes' denilen garip ve ilginç birtakım kalıntılara rastlanır. Yakındaki köy de bu kalın*tıların adı ile anılır."


Kimi inanışlarda doğanın gücünü, kimilerinde ise kötülüğü simgeleyen yeşil adam adı, İngiltere'deki birçok kafeteryanın adı olarak kullanılıyor.


Garip bir kumaştan giysiler
Wilkins şöyle devam ediyor: "Bir hasat zamanı köylüler tahıl dev sinyorlardı. Birden yakınlar*daki bir çukurdan sürünerek çıkan iki çocuğu fark ettiler. Biri kız diğeri erkek olan çocukların tüm vücutları yemyeşil bir renkteydi. Üzerlerin*deki giysilerin kumaşları, köylülerin o zamana kadar hiç görmedikleri türden bir kumaştı. Kumaşın dokuması da köylüler tarafından bilin*meyen türdeydi.
Çocuklar hasat yapan köylüler tarafından köye götürülünceye kadar, şaşkın bir halde hasat yerinde dolaşıp durdular. Köyde, bu ola*yın garipliği karşısında hayrete düşen birçok kişi çocukların başına üşüştü."



1154 te İngiltere'yi yöneten Kral Stephen. Onun döneminde ülke ekonomisi çökmüş, yoksulluk yaygınlaşmıştı. Bu ortamda birçok aile ekonomik zorluklardan ötürü çocuklarını terk ediyordu. Ya yeşil çocukları kim terk etmişti?

Yemek yemeyi bilmiyorlar
"Birkaç gün süreyle çocuklar önlerine konulan bütün yiyeceklere, son derece aç olmalarına rağ*men ellerini bile sürmediler. Bir zaman sonra önlerine konulan fasulye yemeğine gözlerini diktiler.Yemeği nasıl yiyeceklerini bilmiyor*lardı. Sonunda köylülerden birinin yardımıyla yiyebildiler." yasamoyunu.com
Wilkins'in anlattığına göre çocuklar, son*raki günlerde, ekmek yemeyi öğreninceye kadar bu gıda ile beslendiler. Köylülerin anlat*tıklarına göre, çocukların derilerinin rengi, yiyeceklerin etkisiyle yavaş yavaş değişmeye başladı. Hatta ingilizce konuşmayı bile öğrendiler.

Hiç yorum yok: