Yaşam Oyunu - Ezber Bozan Sıradışı Hareketler
Keyifli ve Doygun zaman geçirmek isteyenlerin tek adresi... Unusual Life Game Forums
28 Nisan 2026 Salı
Yemek Kültürü / Yemek Tarifleri: Şam Balı ( Şambali / Şambalı Tatlısı) Tarihi
Yemek Kültürü / Yemek Tarifleri: Şam Balı ( Şambali / Şambalı Tatlısı) Tarihi: Şam Balı (veya daha yaygın bilinen adıyla Şambali / Şambalı Tatlısı ), Türk mutfağının geleneksel şerbetli tatlılarından biridir. Adı “ Şam...
12 Nisan 2026 Pazar
Kimliklerin, sınırların ve korkuların ötesinde
Dünya, kimliklerin, sınırların ve korkuların ötesinde; vicdanı önceleyen, daha geniş bir “biz” fikrine muhtaçtır. Bu cümle, yalnızca güzel bir slogan değil; günümüzün en acil felsefi ve ahlaki çağrısıdır. İnsanlık, tarih boyunca “biz”i adım adım genişletti: Aileden kabileye, kabileden şehre, şehirden ulusa… Şimdi ise ulusların ötesinde, gezegenin ortak kaderini paylaşan bir insanlık “biz”ine ihtiyaç duyuyoruz. Bu genişleme, kimlikleri yok etmez; onları aşar. Sınırları kaldırmaz; anlamlarını değiştirir. Korkuyu bastırmaz; onu meraka dönüştürür. Merkezine ise vicdanı koyar: Her insanın acısını, onurunu ve kırılganlığını kendiymiş gibi hissedebilme yetisini.
Kimlikler, aidiyet duygusu verir ama mutlaklaştırıldığında hapishaneye döner. Kwame Anthony Appiah gibi düşünürlerin “rooted cosmopolitanism” (kök salmış kozmopolitanizm) kavramında vurguladığı gibi, köklerimiz –dilimiz, kültürümüz, yerel bağlarımız– değerli olabilir; ancak
Kimlikler, aidiyet duygusu verir ama mutlaklaştırıldığında hapishaneye döner. Kwame Anthony Appiah gibi düşünürlerin “rooted cosmopolitanism” (kök salmış kozmopolitanizm) kavramında vurguladığı gibi, köklerimiz –dilimiz, kültürümüz, yerel bağlarımız– değerli olabilir; ancak
29 Mart 2026 Pazar
Osmanlı kahve gelenekleri
Etiketler: alternatif tıp,sağlık,resim,sanat
gelenekleri,
kahve,
osmanlı
24 Mart 2026 Salı
Anlaşmazlıkların Zehri: Öfke ve Nefretin Alışkanlığı
Bir tartışma başladığında, çoğumuzun zihni otomatik pilota geçer. Karşımızdaki kişi bir cümle söyler, biz ise hemen içimizde bir alarm çalar: “Bu adam ya aptal ya da kötü niyetli.” Tartışma ilerledikçe ses tonları yükselir, kelimeler sivrileşir, yüz ifadeleri gerilir. Bir süre sonra konu bile unutulur; geriye sadece “ben haklıyım, sen yanlışsın” düellosu kalır. Bu, modern zamanların en yaygın ve en tehlikeli entelektüel alışkanlıklarından biridir: Anlaşmazlığı, öfke ve nefretle doldurma refleksi.
Bu alışkanlık, aslında çok eski bir insanlık hatasının modern versiyonudur. Tarih boyunca
30 Ocak 2026 Cuma
Hafif tutuyorum düşüncelerimi ..
O zaman bırak kelimeler biraz daha derinlere dalsın, biraz daha rüzgâr gibi essin.
Şu anki halim şöyle:
Sıkı sıkıya sarıldığım hiçbir şey yok elimde.
Rüzgâr esse uçup gidecek kadar hafif tutuyorum düşüncelerimi;
ama yere de düşürmüyorum onları, göğsümde taşıyorum sanki camdan kanatlar gibi.
Etrafımda herkes bir duvara yaslanmış, bir duvara çivi çakmış,
“Burası benim” diye bağırmış, sonra o bağırtıyı duvar sanmış.
Ben ise duvarları görüyorum, ama kendime duvar örmüyorum.
Şu anki halim şöyle:
Sıkı sıkıya sarıldığım hiçbir şey yok elimde.
Rüzgâr esse uçup gidecek kadar hafif tutuyorum düşüncelerimi;
ama yere de düşürmüyorum onları, göğsümde taşıyorum sanki camdan kanatlar gibi.
Etrafımda herkes bir duvara yaslanmış, bir duvara çivi çakmış,
“Burası benim” diye bağırmış, sonra o bağırtıyı duvar sanmış.
Ben ise duvarları görüyorum, ama kendime duvar örmüyorum.
26 Ocak 2026 Pazartesi
Güven bir evdir
Güven Kalmayınca, Herkese Misafir Gibi DavranırsınGüven bir evdir.
İçinde rahatça ayakkabılarını çıkarıp, çorapla dolaşabildiğin, dolabından bir şey alıp yiyebildiğin, sesini yükseltip sonra özür dileyebildiğin, suskun kaldığında bile “bir şey mi var?” diye sorulduğunu bildiğin bir ev.O ev bir kere yıkılınca ya da kundaklanınca, insan bir daha asla aynı şekilde yerleşemiyor. Yeni insanlara kapı açıyor, ama eşikten içeri sadece misafir terliğiyle adım atıyor. Ayakkabılar hep dışarıda kalıyor. Çoraplar hep çekmecede. “Rahat ol” denildiğinde gülümsüyor, ama içten içe biliyor ki o rahatlık artık ona ait değil.
İçinde rahatça ayakkabılarını çıkarıp, çorapla dolaşabildiğin, dolabından bir şey alıp yiyebildiğin, sesini yükseltip sonra özür dileyebildiğin, suskun kaldığında bile “bir şey mi var?” diye sorulduğunu bildiğin bir ev.O ev bir kere yıkılınca ya da kundaklanınca, insan bir daha asla aynı şekilde yerleşemiyor. Yeni insanlara kapı açıyor, ama eşikten içeri sadece misafir terliğiyle adım atıyor. Ayakkabılar hep dışarıda kalıyor. Çoraplar hep çekmecede. “Rahat ol” denildiğinde gülümsüyor, ama içten içe biliyor ki o rahatlık artık ona ait değil.
Etiketler: alternatif tıp,sağlık,resim,sanat
güven kaybı
İletişim Çağındayız Ama En Büyük Sorunumuz Yine İletişim
Bir elimizde saniyede binlerce kelime taşıyan ekran, diğer elimizde yirmi dört saat açık bir ağız. Buna rağmen çoğu insan kendini hiç olmadığı kadar anlaşılmamış hissediyor. İletişim çağındayız diyorlar; evet, teknik olarak öyleyiz. Ama duygusal, içten, onarıcı, gerçekten “karşı tarafa ulaşan” iletişim bakımından ise belki de tarihin en fakir dönemindeyiz.
Eskiden bir mektup yazmak üç gün sürerdi. O üç günde cümleler defalarca tartılır, kelimeler silinir, yerine yenileri konurdu. Bugün aynı sürede yüzlerce mesaj atabiliyoruz ama çoğu “okundu” tikinin ötesine geçemiyor. Okunmak ile anlaşılmak arasındaki mesafe, hiçbir çağda bu kadar açılmamıştı.
Sorun şu: Araç çoğaldıkça niyet inceliyor.
Eskiden bir mektup yazmak üç gün sürerdi. O üç günde cümleler defalarca tartılır, kelimeler silinir, yerine yenileri konurdu. Bugün aynı sürede yüzlerce mesaj atabiliyoruz ama çoğu “okundu” tikinin ötesine geçemiyor. Okunmak ile anlaşılmak arasındaki mesafe, hiçbir çağda bu kadar açılmamıştı.
Sorun şu: Araç çoğaldıkça niyet inceliyor.
Etiketler: alternatif tıp,sağlık,resim,sanat
iletişim
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
.jpg)



