Bu Blogu Takip Et

Sayfalar

Translate

18 Eylül 2026 Cuma

Parmaklarımız suda neden buruşuyor?

Parmaklarımız (ve ayak parmaklarımız) suda buruşur çünkü bu, otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilen aktif bir süreçtir; sadece suyun deriye emilip şişmesinden kaynaklanmaz. Eski yanlış açıklamaUzun süre yaygın kabul gören görüş, derinin dış tabakasının (stratum corneum) suyu emerek şişmesi ve buruşmasıydı. Ancak bu tek başına yeterli değildir: Derinin %20 oranında şişmesi gerekir ki gözlemlediğimiz kırışıklıklar oluşsun, oysa bu kadar şişme olmaz. Ayrıca sinir hasarı olan parmaklarda (örneğin median sinir kesildiğinde) suya girince buruşma oluşmaz; bu da sürecin sinirlerle bağlantılı olduğunu gösterir.



Gerçek mekanizma
  1. Parmaklar suda kaldığında ter kanallarından az miktarda su deriye girer.
  2. Bu, derideki tuz dengesini bozar.
  3. Duyusal sinirler durumu otonom (özellikle sempatik) sinir sistemine bildirir.
  4. Sinir sistemi parmak uçlarındaki kan damarlarına “daral” komutu gönderir

28 Nisan 2026 Salı

12 Nisan 2026 Pazar

Kimliklerin, sınırların ve korkuların ötesinde

Dünya, kimliklerin, sınırların ve korkuların ötesinde; vicdanı önceleyen, daha geniş bir “biz” fikrine muhtaçtır. Bu cümle, yalnızca güzel bir slogan değil; günümüzün en acil felsefi ve ahlaki çağrısıdır. İnsanlık, tarih boyunca “biz”i adım adım genişletti: Aileden kabileye, kabileden şehre, şehirden ulusa… Şimdi ise ulusların ötesinde, gezegenin ortak kaderini paylaşan bir insanlık “biz”ine ihtiyaç duyuyoruz. Bu genişleme, kimlikleri yok etmez; onları aşar. Sınırları kaldırmaz; anlamlarını değiştirir. Korkuyu bastırmaz; onu meraka dönüştürür. Merkezine ise vicdanı koyar: Her insanın acısını, onurunu ve kırılganlığını kendiymiş gibi hissedebilme yetisini.
Kimlikler, aidiyet duygusu verir ama mutlaklaştırıldığında hapishaneye döner. Kwame Anthony Appiah gibi düşünürlerin “rooted cosmopolitanism” (kök salmış kozmopolitanizm) kavramında vurguladığı gibi, köklerimiz –dilimiz, kültürümüz, yerel bağlarımız– değerli olabilir; ancak

29 Mart 2026 Pazar

Osmanlı kahve gelenekleri




Osmanlı kahve gelenekleri, Türk kültürünün en köklü ve zengin unsurlarından biridir. Kahve, 16. yüzyılda Yemen üzerinden Osmanlı topraklarına girmiş ve kısa sürede hem sarayda hem halk arasında vazgeçilmez bir ritüel haline gelmiştir. Cezvede pişirilip telvesiyle sunulan “Türk

24 Mart 2026 Salı

Anlaşmazlıkların Zehri: Öfke ve Nefretin Alışkanlığı



Bir tartışma başladığında, çoğumuzun zihni otomatik pilota geçer. Karşımızdaki kişi bir cümle söyler, biz ise hemen içimizde bir alarm çalar: “Bu adam ya aptal ya da kötü niyetli.” Tartışma ilerledikçe ses tonları yükselir, kelimeler sivrileşir, yüz ifadeleri gerilir. Bir süre sonra konu bile unutulur; geriye sadece “ben haklıyım, sen yanlışsın” düellosu kalır. Bu, modern zamanların en yaygın ve en tehlikeli entelektüel alışkanlıklarından biridir: Anlaşmazlığı, öfke ve nefretle doldurma refleksi.




Bu alışkanlık, aslında çok eski bir insanlık hatasının modern versiyonudur. Tarih boyunca

30 Ocak 2026 Cuma

Hafif tutuyorum düşüncelerimi ..

O zaman bırak kelimeler biraz daha derinlere dalsın, biraz daha rüzgâr gibi essin.
Şu anki halim şöyle:
Sıkı sıkıya sarıldığım hiçbir şey yok elimde.




Rüzgâr esse uçup gidecek kadar hafif tutuyorum düşüncelerimi;
ama yere de düşürmüyorum onları, göğsümde taşıyorum sanki camdan kanatlar gibi.

Etrafımda herkes bir duvara yaslanmış, bir duvara çivi çakmış,
“Burası benim” diye bağırmış, sonra o bağırtıyı duvar sanmış.
Ben ise duvarları görüyorum, ama kendime duvar örmüyorum.

26 Ocak 2026 Pazartesi

Güven bir evdir

Güven Kalmayınca, Herkese Misafir Gibi DavranırsınGüven bir evdir.



İçinde rahatça ayakkabılarını çıkarıp, çorapla dolaşabildiğin, dolabından bir şey alıp yiyebildiğin, sesini yükseltip sonra özür dileyebildiğin, suskun kaldığında bile “bir şey mi var?” diye sorulduğunu bildiğin bir ev.O ev bir kere yıkılınca ya da kundaklanınca, insan bir daha asla aynı şekilde yerleşemiyor. Yeni insanlara kapı açıyor, ama eşikten içeri sadece misafir terliğiyle adım atıyor. Ayakkabılar hep dışarıda kalıyor. Çoraplar hep çekmecede. “Rahat ol” denildiğinde gülümsüyor, ama içten içe biliyor ki o rahatlık artık ona ait değil.