Bir elimizde saniyede binlerce kelime taşıyan ekran, diğer elimizde yirmi dört saat açık bir ağız. Buna rağmen çoğu insan kendini hiç olmadığı kadar anlaşılmamış hissediyor. İletişim çağındayız diyorlar; evet, teknik olarak öyleyiz. Ama duygusal, içten, onarıcı, gerçekten “karşı tarafa ulaşan” iletişim bakımından ise belki de tarihin en fakir dönemindeyiz.
Eskiden bir mektup yazmak üç gün sürerdi. O üç günde cümleler defalarca tartılır, kelimeler silinir, yerine yenileri konurdu. Bugün aynı sürede yüzlerce mesaj atabiliyoruz ama çoğu “okundu” tikinin ötesine geçemiyor. Okunmak ile anlaşılmak arasındaki mesafe, hiçbir çağda bu kadar açılmamıştı.
Sorun şu: Araç çoğaldıkça niyet inceliyor.
Eskiden bir mektup yazmak üç gün sürerdi. O üç günde cümleler defalarca tartılır, kelimeler silinir, yerine yenileri konurdu. Bugün aynı sürede yüzlerce mesaj atabiliyoruz ama çoğu “okundu” tikinin ötesine geçemiyor. Okunmak ile anlaşılmak arasındaki mesafe, hiçbir çağda bu kadar açılmamıştı.
Sorun şu: Araç çoğaldıkça niyet inceliyor.

