Neden bu kadar korkuyorum kaybetmekten?
Bakıyorum etrafıma. Bu ev, bu eşyalar, bu telefon, şu masanın üzerindeki yarım fincan kahve… Hepsi “benim” diye işaretlenmiş gibi duruyor. Ama içimde bir yer biliyor ki, hiçbirinin gerçekten benim olmadığını. Geldiğimde yoktular, giderken de olmayacaklar. Sadece bir süreliğine yanımda, sanki biri “al, biraz kullan, sonra bırak” demiş gibi.Çocuğumun gülüşü mesela. O kadar benim ki bazen, sanki onsuz ben de yokum. Ama o gülüş bile emanet. Onun ciğerlerinden, onun damarlarından, onun ruhundan doğuyor; ben sadece tanıklık ediyorum. Bir gün başka bir bedende, başka bir hayatta başka bir biçimde çiçek açacak belki. Ya da hiç açmayacak. Benim elimde değil.
Sevdiğim insanlara da aynı şey oluyor. Onları “benim” diye sahiplenmeye çalıştığım her an, içimde bir sıkışma başlıyor. Sanki giderlerse ben de dağılacağım. Ama sonra durup bakıyorum: Onlar da emanet. Benim için yaratılmadılar; ben de onlar için yaratılmadım. Bir
Bakıyorum etrafıma. Bu ev, bu eşyalar, bu telefon, şu masanın üzerindeki yarım fincan kahve… Hepsi “benim” diye işaretlenmiş gibi duruyor. Ama içimde bir yer biliyor ki, hiçbirinin gerçekten benim olmadığını. Geldiğimde yoktular, giderken de olmayacaklar. Sadece bir süreliğine yanımda, sanki biri “al, biraz kullan, sonra bırak” demiş gibi.Çocuğumun gülüşü mesela. O kadar benim ki bazen, sanki onsuz ben de yokum. Ama o gülüş bile emanet. Onun ciğerlerinden, onun damarlarından, onun ruhundan doğuyor; ben sadece tanıklık ediyorum. Bir gün başka bir bedende, başka bir hayatta başka bir biçimde çiçek açacak belki. Ya da hiç açmayacak. Benim elimde değil.
Sevdiğim insanlara da aynı şey oluyor. Onları “benim” diye sahiplenmeye çalıştığım her an, içimde bir sıkışma başlıyor. Sanki giderlerse ben de dağılacağım. Ama sonra durup bakıyorum: Onlar da emanet. Benim için yaratılmadılar; ben de onlar için yaratılmadım. Bir
