Bu Blogu Takip Et

Sayfalar

Translate

14 Eylül 2010 Salı

Hintli Maocuların dünyası

Hintli Maocuların dünyası


Alpa Şah
BBC, Hindistan




Yağda cızırdayan kimyonun kokusunu duydum. Patatesler de çıtır çıtır kızarıyordu. Ay ışığında, bir çukurda yanan ateşin üzerine yerleştirilmiş tencereyi karıştıran iki adamın silüetini seçebiliyordum.


Her zaman tatlı bir sesle konuşan, temiz giyimli bir adam olan Rameşci bana bir tabak patates körisi, mercimek ve pilav getirdi.
Gecenin ilerleyen saatleriydi. Herkes açtı ama hepimize yetecek kadar tabak yoktu.
Rameşci yanındaki genç adama dönüp, "Pankac ikimiz bir tabaktan yiyelim." dedi. İnanamadım.

Kaynağımız neresi olursa olsun hepimiz aynı Tengri’nin çocuklarıyız!

Aynı Tengri’nin Çocukları
Türklerle Kızılderililerin ataları aynı mı?
İnsanların birbiri ile iletişim kurmasının en bilinen yolu konuşmaktır ve bunun aracı da dildir… Dilin söylediğini unutmamak ve duymayanlara aktarabilmek için “yazı” denen sembolleştirme yöntemine ihtiyacımız vardır. Yeryüzünde bugün mevcut olan yüzlerce farklı dil ve yazı; aynı atadan geldiğine inanılan insanı ne yazık ki “iletişimsizlik” konumuna düşürmüştür. Evrensel dil yapılma çabasında olunan İngilizcenin, ‘ Tüm’ halkları birbiri ile nasıl iletiştirdiği ise tartışılır bir konu bence…
Yazı ve semboller olarak elimizde bulunan tüm kaynaklar şimdiye kadar doğru yorumlanabilmiş midir?
Bizim klasik bilgilerimizle uygarlık tarihimiz 6.000 yıla dayanıyor olsa da, acaba tüm gerçek bu kadar mıdır?
İlk yazıyı Sümer’ler mi kullandı gerçekten?
Sümer’lerin kendi dillerine ait sesleri semboller halinde tabletlere geçirmiş olmaları ve bunun çözümlenmesine kadar geçen 5500 yıl, insanın var oluş cetvelindeki bütün uygarlığı temsil etmekte yeterli midir?
Yazının Sümerlerden intikal ettiği söylenen; Akadlar, Elamlılar, Babilliler, Asur, Hitit ve Urartu sıralaması ve dağılımı ne kadar doğrudur?
Bu soruların sayısı epeyce arttırılabilir.
Aslında son yıllarda bilinen bazı gerçeklerin o kadar da “ gerçek” olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlasa da, Arkeolojik yaş tespiti için kullandığımız eski metotların yerini alacak yeni yöntemler, geçmiş tarihimizin yeniden yazılmasını sağlayana kadar bazı şeyler sadece iddia olmaktan öte geçemeyecek bir süre daha.
Bu iddialardan bir tanesi var ki çok ilginçtir:
Türkler ile Kızılderililer'in ataları aynı (mı)?
Asya'da uygarlık yaratan Türkler ile Amerika kıtasında yaşayan eski uygarlıklar Maya- Aztek- Olmek uygarlıkları arasında sembollerle başlayan benzerlik, bir sürü konuda şaşırtıcı noktalara ulaştı.
Asya’da Hitit Güneşi olarak bilinen semboldeki TENGRİ (yani evrenin her yerindeki tanrı) ile Maya ve Aztek tanrısı Quetzalcoatl ‘ın sembolü arasındaki benzerlik karşılaştırmaya değer. Hele bu tanrının adını “kutsal katlı” olarak okuduğumuzu düşünürsek anlamsal ve sembolik benzerlik iyice artar. (Kutsal katlı, Tengri ile aynı anlamdadır)

Maya ve Aztek tanrı isimlerinde Türkçe ile başka hoş benzerlikler de mevcuttur.
Chac: Yani "Çak" Mayaların yıldırım ve şimşek tanrısıdır. Çak şeklinde okunan bu sözcük halen bile dilimizde “Şimşek çaktı” şeklinde varlığını sürdürmektedir.

Tanrı karar vermeden önce Biz mutluyduk!

Kayıp Kadınlar
“Tanrı, kadının erkeğin hizmetçisi olacağına karar verinceye kadar erkek-kadın-doğa üçlüsü güzel bir bahçede mutlu- mesut yaşıyorlardı.”
Böyle yazar kutsal kitaplar… Anlattıklarının mevcut bilimselliğe uymadığından kasıtla, eski Çin ve Yunan uygarlıklarının bir takım efsanelerinde çok eskiden kadın ve erkeğin eşit ve yan yana dünyada yaşadıklarını anlatan hikayeler ise; hayal dünyasına aitmiş gibi kabul edilir.
Eski birçok uygarlığın bize bıraktığı çanak çömlekleri, resimleri, evleri, kullandıkları aletleri incelerken binlerce yıl önce yaşamış o ataların, sosyallikleri, kültürleri, örfleri, davranışları ve aile yapıları açısından da incelenmesi zorunludur. Bulduğumuz o eski tarihin kalıntıları içine saklanmış satır araları; bazen şaşırtan bir medeniyet tablosu gösterir ve çağdaş eşitlikçi düşüncenin sadece bizim çağımızın eseri olduğu yanılgısından bizi uyandırır oysaki… En yakın ve en müspet örneği olarak da kendi topraklarımızda yaşamış olan Çatalhöyük insanını inceleyebiliriz.
M.Ö 7000'li yıllarda var olduğu tespit edilen o uygarlık, pek çok alanda olduğu gibi kadın-erkek konumları açısından da ilginç bir durumdadır. Neolitik kültür diye adlandırılan bu dönemde; obsidyenin ustalıkla kullanılması neolitik dönemin en parlak çağı olmasının bir kanıtıdır. O çağda Çatalhöyük civarının ikliminin epey farklı ve bereketli olduğu tespit edilmiştir. Çatalhöyük’lülerin barış, refah, bolluk ve mutluluk içinde yaşadıklarının şüphe götürmeyecek kanıtları vardır. Çatalhöyük söz konusu olduğunda bugün bildiğiniz ne varsa unutmaya hazır olun, mekanları, araçları, iletişimi, teknolojiyi ve hatta inançlarınızı da bir tarafa koyun çünkü Çatalhöyük sizi bambaşka bir yaşam tarzının varlığına götürür. Tam 9000 yıl öncesine bir seyre giderken şaşırmaya hazır olun.

Gelecek 10 yılda neler olacak

Gelecek 10 yılda neler olacak
Fütüristler, gelecekte neler olacağını tahmin etmeye çalışıyor. İşte gelecek 10 yılda olacağı düşünülen olaylar:
2011
Kuzey Kore lideri Kim Jong Il, 70 yaşında hayatını kaybedecek ve yerine 29 yaşındaki oğlu Kim Jong Un geçecek. Genç lider, ABD ile ticarete başlayacak.



2011

12 Eylül 2010 Pazar

Meyveler kadar tohumları da değerli

Meyveler kadar tohumlarının da besleyici olduğu, bu nedenle mutlaka değerlendirilmeleri gerektiği bildirildi.
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Asım Kadıoğlu, bitki tohumlarının halk arasında yaygın olarak 'çekirdek' olarak bilindiğini, bazen de bitkinin tohumunun, meyvesi ile karıştırıldığını söyledi. Bitkilerin tohumlarının organik ve inorganik maddeler bakımından çok zengin olduğunu belirten Prof. Dr. Kadıoğlu, ''Tohumlarda en fazla bulunan organik bileşikler karbonhidrat ve yağlardır. Bu nedenle bilimsel sınıflandırmada tohumlar, karbonhidrat ve yağ ihtiva edenler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bazı istisnalar olmakla beraber proteinler tohumlarda en fazla bulunan 3. grup organik maddedir'' dedi.

Prof. Dr. Kadıoğlu, bunlara ilave olarak tohumların alkaloidler, fenolik bileşikler, pigmentler, organik asitler, amino asitler, vitaminler (özellikle B grubu) ve mineral maddeleri de belirli oranlarda bulundurduklarını ifade ederek, ''Zengin içeriğinden dolayı tohumlar, insan ve hayvanlar için çok besleyicidirler. Hayvanlara ait yumurtaların besin içeriği ne kadar yüksekse, bitki tohumlarının besleyici özelliği de aynı derecede veya daha yüksektir. Diğer taraftan değişik tohumlar alkaloidler, fenolikler ve glikozitler gibi ilaç yapımında kullanılan hammaddelerin kaynağını oluşturduklarından, bazı hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadırlar'' diye konuştu.

Tohumlar antioksidan özelliğe sahip

Birçok tohumun E vitamini içerdiğinden dolayı antioksidan özelliğe sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kadıoğlu, şöyle devam etti: ''Tohumlar, genel olarak toksik madde ihtiva etmezler. Ancak bazı tohumların toksik madde ihtiva ettikleri de bilinmektedir. Bu nedenle tohumların kullanımında dikkatli olunmalı, bazen aşırı tüketimden kaçınılmalıdır. Bitki tohumlarının kimyasal içeriği kalıtsal olarak kontrol edilir. Bu nedenle her türün tohumlarının kimyasal bileşenleri aynıdır. Sadece bileşenlerin miktarları ortamdan ortama değişebilir. Bitkiler tohumlarını çok büyük bir özenle üretirler. Çünkü bitkiler nesillerini devam ettirmek için genellikle tohumlarını kullanırlar.''
Prof. Dr. Asım Kadıoğlu, bitkilerin, tohumlarını yayan insan ve hayvanlara meyvelerini bir ödül olarak sunduğu, bu nedenle lezzetli meyvelerin yayılımının daha geniş ve hızlı olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi: ''İnsanlar tarafından besin ve tedavi amacıyla kullanılan çok değerli tohumlar bulunmaktadır. İnsanlar, bazı meyveleri tüketirken aynı zamanda tohumlarını da tüketmiş olurlar. Bu nedenle besleyicilik değeri daha da yükselmiş olur. Örneğin incir, dut, nar, üzüm, ahududu, böğürtlen, çilek, frenküzümü ve kivi bu gruptadır. Bunun dışındaki meyvelerin tohumları ayrıca tüketilebilir. Örneğin kayısı, badem, yerfıstığı, Antepfıstığı ve çamfıstığı gibi bazı meyve tohumları çerez olarak tüketilir. Meyvelerin ihtiva ettiği tohumların hepsinin belirli oranlarda insan sağlığı için önemli olduğunu söylemek mümkündür.''

Tıbbi önem taşıyan meyve tohumları

Prof. Dr. Asım Kadıoğlu, yıllarca kullanılmış ve tıbbi önemi tecrübe ile sabit olan bazı meyve tohumlarını ve faydalarını şöyle sıraladı:
Ayva tohumu: İçeriğinde yağ ve yüzde 20 oranında musilaj bulunur. Çocuk ishallerinde, boğaz hastalıklarında ve deride yumuşatıcı olarak kullanılır. Annelerin sütünü ise artırır.
Acıbadem tohumu: Yağ ve amigdalin glikoziti bakımından zengindir. Öksürük kesici, idrar artırıcı, ve bağırsak kurtlarını düşürücü olarak etkilidir. Fazla miktarda kullanılırsa zehirli etki yapabilir.
Muşmula tohumu: İdrar artırıcı etkiye sahiptir. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesinde kullanılır.
Şeftali tohumu: Yağ içerir ve amigdalin isimli bir glikozit taşır. Karın ağrısı ve şeker hastalığına karşı etkilidir. Fazla alındığında zehir etkisi yapabilir.
Kayısı tohumu: Tohumlarda bulunan yağ cilt bakımında, göz kenarlarında oluşan kırışıklıklarda kullanılır.
Antepfıstığı tohumu: İnsanlar tarafından yenilen kısımdır. Yağ, sakaroz ve protein bakımından zengindir. Beden, zihin ve cinsel gücü artırır. Öksürüğe iyi gelir, böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir.
Fındık tohumu: İnsanlar tarafından yenilen kısımdır. Yağ oranı fazladır. Protein, şeker, fosfor, kalsiyum taşır. Kuvvet verici ve cinsel gücü artırıcı etkisi vardır. Son yıllarda ise kolesterol düşürücü etkileri üzerinde durulmaktadır.
Çamfıstığı tohumu: İnsanlar tarafından yenilen kısımdır. Akciğer ve kalp hastalıklarında faydalıdır. Cinsel gücü artırır.
Ceviz tohumu: İnsanlar tarafından yenilen kısımdır. Kuvvet verici özellikleri yanında mide ve barsak için de yararlıdır. Zekayı geliştirir.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Siyasi Düşünce Tarihi

Siyasi Düşünce Tarihi



Yönetim, siyaset anlayışları tarih boyu büyük bir çeşitlilik ve değişim gösterdi.


Günümüz dünyasında herkes için geçerli tek bir siyasi model bulunmuyor.
Çoğunluk, ulus devlet sınırları içinde yaşıyor ancak bu sınırlar içinde hüküm süren otoriteye karşı tutumlar farklı.
"Bu otorite tanınmalı mi, tanınacaksa nasıl ve nereye kadar? Bireyin çıkarı mı yoksa toplumun çıkarı mı önce gelmeli?"


Bunlar, çağdaş siyasi yaşamın parçası olan sorular.
BBC için Charles Haviland'ın hazırladığı ve Türkçe'ye Hüsnü Kural'ın uyarladığı Siyasi Düşünce Tarihi adlı dizisi tarih boyu bu tartışmalarda en etkili, en belirleyici olmuş siyasi düşünürleri ve görüşleri ele alıyor.


12 bölümden oluşan dizinin kısa özetlerine ve 15'er dakikalık ses dosyalarına aşağıdaki tabloyu kullanarak ulaşabilirsiniz.


BBc nin bu muhteşem sunumu http://www.yasamoyunu.net tarafından sizler için derlenmiştir.


Naziler ve Ufo Gerçeği Hakkında

Nazi Almanyasının Teknolojik Sırları ve UFO'lar.

7 haziran 1945 tarihli new york times gazetesindeki haber şöyleydi: "uçan daireler bir gizli silahtır. Almanlar tarafından üretilmiş ve ülkenin batı sınırında ortaya çıkmıştır. Amerikan hava kuvvetlerinin verdiği bilgiye göre , almanya göklerinde uçan gümüş balonlar görülmüştür.Hatta bunların bazıları neredeyse saydam yapıdadır."



Haberi izleyen günlerde UFOların alman yapımı silahlar olduğu dedikodusu hızla yayıldı.Alman silah endüstrisinin bu garip nesneleri ürettiğine inanılıyordu.UFO gözlemleri hızla artarken,özellikle iskandinavya gökleri sık sık uçan gemiler tarafından ziyaret ediliyordu.İskandinavyada alman garnizonları kurulmuş ve bunlar savaşın sonuna kadar bölgede kalmışlardı.Bu dönemde "SS" ideolojisi, yapılan bilimsel araştırmalar doğrultusunda insanlığın yararına ve çok sayıda kişi tarafından kullanılabilecek yeni enerji kaynakları aramaya yönelikti.Araştırma birimleri U-13 ve E-4, bu yeni teknolojiyi mükemmel hale getirmek için çalışıyordu.Böylece Victor Schönberger 'in uçandaire taslakları ortaya çıktı.Cisimlere Haunebu-1 ve haunebu-2 isimleri verildi. Hazırlanan plan ve çizimlerin, ünlü temascı George Adamski'nin 1952 yılında resmini çektiği ufolarıyla inanılmaz bir benzerliğe sahipti...